Açlık hissi, karışık ve çok sayıda duygunun kesişme noktası.
Ve ne yazık ki (çoğu zaman farkında bile olmadan) midemizi değil beynimizi
doyurmak, bedensel değil ruhsal açlığımızı gidermek için yeriz. Peki, bu
ikisini ayırmanın, açlığımızın "fiziksel mi, duygusal mı” olduğunu anlamanın
bir yolu yok mu?
Eğer açlığınız midenizin guruldaması, şekerinizin düşüp
(hipoglisemi) bedeninizin beyninize "Git bir şeyler ye!” mesajını yollamasının
sonucuysa "açlık hissi”niz karnınız doyduğu anda biter. Duygusal açlıklarda ise
doyma hissi ya hiç gelmez ya da beyin etkili "tokluk mesajları”nı bir türlü
vermez, veremez. Karnınızı doyurmanıza rağmen hâlâ açsanız bilin ki sorun
midenizde değil, beyninizdedir. Gerçek açlık durumunda bir şeyler yemek herkese
"mutluluk” verirken, duygusal açlıklarda "yemek yeme fikri” suçluluk, utanç ve
pişmanlığa yol açar.
Fiziksel açlık yavaş yavaş ama ilerleyici, giderek
dayanılması güçleşen bir süreç olarak gelişir. Belirli bir noktaya gelince de
ertelenemez bir hâl alır. Duygusal açlıksa aniden gelişir. Ne zaman ve neden
ortaya çıktığı pek anlaşılmaz. Duygu durumuna göre artabilir ya da kolayca
ertelenebilir veya maskelenebilir. Duygusal açlıkta beynin emirleri, fiziksel
açlıktaysa midenin talimatları ön plandadır. Ruhsal açlıkta beyin size "Canım
çikolata çekti, git bir çikolata ye!” şeklinde duygu yüklü bir mesaj gönderir.
Fiziksel açlıktaysa mideniz guruldar, içiniz çekilir, enerjiniz azalır.
Duygusal açlık herhangi bir anda (tokken bile) ortaya çıkabilir. Fiziksel açlık
(gerçek açlık) ise genelde yemekten en az 2 saat sonra veya daha geç ortaya
çıkar.
© 2016 - 2026 E-zayıflama -
Tüm Hakları Saklıdır. İçerik Problemleri İçin Lütfen İletişim
Sayfasından İletişim Yollarını Deneyiniz.
E-Zayıflama ; CC Holding İştirakidir.